cnnturk.jpg
haberturk.jpg
astsubaylar-yuruyor.jpg
videotalu.jpg

Kimler Sitede?

RASİM ABİ... PDF Yazdır E-posta
Son Güncelleme ( Çarşamba, 17 Kasım 2010 )
 

Bu bayramlık yazı, bu ülkede, üç ay gibi kısa bir süre içinde, arka arkaya, en az üç çocuk yapın denildiği, Karadeniz Bölgesi dereleri üzerine suyun borulara alınıp satılacağı üç yüzü aşkın HES ruhsatını verildiği, uygulanan politikalar nedeniyle etin kilosunu 15 liradan 50 liraya çıktığı, vacip bir ibadet olan kurban kesme ibadetinin yapılmayabileceğinin Diyanet İşleri Başkanı’nca söylenebildiği, emekli Assubaylar "açlık sınırındayız, sıkıntı içindeyiz" diye feryat ettiklerinde, köşe yazarının birinin, "acaba bu insanların derdi nedir?" diye sormak yerine “polisler de aç” diye yazı yazdığı ve son olarak, 9 Ekim Emekli Astsubay Mitingi’nde emekli Assubayların sokağa dökülmelerine karşı, az da olsa  “bu bize yakışmaz” tutumu sergileyen meslektaşlarıma çekingen davranmanın zamanın çoktan geçtiğini anlatabilmek için yazılmıştır.

gezgin.jpgŞimdi artık kendisi de taze bir baba olan otuzlu yaşlarındaki oğlum, yıllar önce, bazen şehir dışına seyahat etme özelliği de olan ilk işine başladığının ilk aylarında, “Baba iş yerimde bir Rasim Abi var, tıpkı sana benziyor” demişti. Her halde oğlumun iş yeri arkadaşı olan Rasim Abisi bana benzediğine göre, orta boylu, hafif tombulca, çatık kaşlı, biraz suskunca biri galiba diye düşünürken, sanki aklımdan geçenleri okumuş gibi oğlum “yok yok öyle değil, Rasim Abi de senin gibi şehirler arası yolda giderken, ‘Şu tepenin arkasında yolun kenarında bir çeşme var, ondan sonra bir dut ağacı gelecek, yanında da armut ağacı olması lazım. Telefon tellerinin üzerinden kalkan alıcı kuş galiba kızıl şahindi. Şu kıyıları ak çiçekli zakkumlarla kaplı derenin yanından başlayan dağın yamaçlarında bol keklik olur’ türü, etrafındaki her şeye alıcı gözüyle bakan laflar eder. Rasim Abi sana bu yönüyle benzer” diye söylediklerine açıklama getirmişti. Doğrusu bunları bir özellik olabileceği hiç aklıma gelmemişti ya neyse..

Bu güne kadar, görevde bulunduğum süre dahil askeri özel eğitim merkezlerinden faydalanmak için hiç bulunmadım değil, çok az da olsa başvuruda bulunmuştum. Ama başvuruma hep "puanınızın yetersizliği nedeniyle" diye başlayan ve "tahsis yapılamadı" diye biten cevaplar gelmişti. Ben de bunu doğrusu pek dert edinmemiştim. Zaten geride kalan yıllarda, çoğu meslektaşımın yaptığı gibi ben de, ya yıllık iznimi memleketimi ziyarete ayırdığım için kampa gerek duymamıştım, veya kampta harcanacak parayı çocuklara dersane parası yapmıştım. Nasıl olduysa bu yıl yaptığım kamp müracaatına, yedekten de olsa  olumlu yanıt geldi ve Eylül ayında Aksaz kampına gidebildim.

Doğal olarak içimizdeki Rasim Abi de bizimle geldi. Sağ olsun  Rasim Abi’nin yukarıda anlattığım gibi dereye, tepeye, ağaca aşırı ilgisi vardır ama,  yeme içme konularıyla da hiç ilgisi yoktur. Onu, yok  kaldığı tesisler beş yıldız ayarındaymış, yemekler harikaymış, tesislerin denizi, kumsalı, çok güzelmiş  pek ilgilendirmez.

Daha önce kamptan yararlanmış eş dostun sıkı tembihlerine uyarak, kamp başlama tarihinden bir gün önce, akşamdan orada olmak üzere eşimle birlikte yola çıktık. Kampa giriş işlemlerinin başlama saatinden birkaç saat önce Marmaris’e ulaştık. Eşim, ömründe Marmaris mi gördü ki garibim,  o biraz sevinsin diyerek, ikindi üstü, Marmaris Rıhtımı’nda, işte burası Marmaris diyebilmek için, bir boy yürüyelim, vakit geçirelim dedik. Biliyorum bir kısmı ekmeğinin peşinde olanlar ama, bu işten hiç anlamayanların bile her birinin  değerinin milyarlarca  lira değerinde pahalı oyuncaklar olduğunu kestirebileceği, her bir oyuncağın günlük masrafının bizim gibi insanların bir aylık maaşını katladığını kolayca tahmin edebileceği, metalleri pırıl pırıl parlayan, sahipleri benim gibi bu ülkenin yurttaşları olan  lüks tekneler üç  kilometrelik rıhtım boyunca, borda bordaya sıralanmışlardı. Hep televizyonların yaz magazin haberlerinde “az sonra” anonsları eşliğinde izlemeye alıştığımız,  tatil moduna girmiş tipte insanları kimisi bu teknelerin güvertelerinde,  rıhtımdan gelip geçenlere doğru bacaklarını açıp uzanmışlar, bazı kadınlı erkekli gruplar da akşama hazırlık için çilingir sofralarının başına çoktan oturmuşlardı. Benimle aynı ülkenin yurttaşı olan birilerinin yılda sayılı günlerle, belki de saatlerle sınırlı zevkleri için rıhtımda duran bu tekneleri, bize de karı koca ağzı açık seyretmek düşmüştü.

Görmeyenler için anlatıyorum. Yan yana konmuş iki su tası düşünün.  Aksaz üssü ve  Karaağaç kampı, böyle yan yana duran iki su tasına benzer koyları kıyısında kurulmuş. Bu iki koyun kıyılarına,  askeri bölge olduğu için, üs kurulduğundan beri insanların ancak kontrollü olarak ayak basabilmesi, avlanmanın yasak olması nedeniyle, koylardaki yerleşim yerlerinin etrafındaki çalılıklar ve çam ormanıyla kaplı alanlar, tam Rasim Abi’lik bir saha olup çıkmış. Bu bölgeye ulaşımı sağlayan   40 kilometrelik  yolun kenarlarına bırakılan eşekler çoğalmış, yol kenarları, çocukluk anılarım arasında kaldı, yok oldular diye üzüldüğüm, boz eşek  sürülerinin otladığı köy harman yerlerine dönmüş. Kamp süresince tesis dışındaki çalılıklara, ormanlık alana, yaya tek başına çıkıp dolaşmak yasak. Ancak günlük spor aktivitesi adı altında, bir görevlinin eşliğinde, belirlenmiş traktör yolu ve tarak güzergahlarında yürüyüş yapılabiliyor. Bu kır yürüyüşü aktivitelerinin bir kaçına ben de  katıldım. Rasim  Abi tarafım,  bu toprak yollarda bulunan keklik eşintilerini ve anlaklarını anında fark etti. Görevli mihmandara, buralarda keklik mi var diye sorduğumda, görevli sürülerle keklik olduğunu, üstelik insanlardan ürkmediklerini, yerleşim yerinin çöplüklerine kadar tavuk sürüsü gibi sokulabildiklerini söyledi.  Etrafta sadece keklik değil, bol miktarda çakal domuz, tilki, ceylan gibi başka yaban hayvanları da var dedi. Bu hayvanlardan yol kenarlarında oradan oraya koşuşan keklik sürüsünü ve  bir çift tilkiyi kendi gözlerimle gördüm. Bölgenin deniz tarafı da kara kısmından geri kalmıyormuş. Avlanma yasaklı su tası şeklindeki bu iki küçük koy, balık yönünden de bir hayli zenginmiş. Doğada uçan balık türlerinin bulunduğunu belgesellerde izlemiştim ama, bu balıkların, kırlangıçlar gibi kanat çırpa çırpa 200 metre kadar uçtuklarını görmemiştim. Burada birkaç tane de, deniz yüzeyinde kırlangıçlar gibi uçan mavi kanatlı balıkları da çıplak gözle gördüm. Ayrıca akşam üstleri kampın bulunduğu körfezin girişinde oynaşan yunuslar da balık zenginliğini doğruluyordu. Sözün özü; burası sanki, doğa idareli ve bilinçli kullanılırsa, doğaya “her şey insanlar içindir” yağmacı mantığıyla yaklaşılmaz, örneğin HES kuruyoruz diye akar sular borulara alınıp birilerine rant kapısı haline getirilmezse asla insanlığa ihanet etmeyeceğini, kaybolan bir çok zenginliklerin tekrar yerine konulabileceğini ispatlayan küçük ve çarpıcı bir laboratuar gibiydi.

Bu günlerde böyle düşünmek artık suç teşkil eder hale gelmiş olsa da, bize, "bu ülke bizim, onu  her zaman canınızdan çok seveceksiniz" diye öğrettiler ya; madem bu ülke bizim, neyimiz var neyimiz yok bilmek, yerinde görmek gerekir diyerek, kamp süresince çevreye düzenlenen gezi turlarından bir ikisine katılmaya çalıştım. Örneğin; Göcek Koyu’nda bulunan, ülkemizin zenginlerin ait, özel mülk oldukları için yaklaşmak yasak olan koyları ve adaları gördüm. Dantel gibi  örülmüş küçücük koyların her birinde, en az yedişer sekizer tane, antenlerinden anlayabildiğim kadarıyla bu sakin koylardan  her an dünyanın öbür ucuyla iletişim kurabilecek  yetenekte, Marmaris’te  gördüğümü anlattığım pahalı teknelerin benzerlerinden gördüm. Bu zenginlikleri, şatafatı görünce, bir ara bu ülkede bize söylendiği gibi kriz falan yok, yıllarca maaşlarımızdan emekliliğimizde bedava tedavi olacaksınız diye sağlık sigortası primi kestikten sonra, ülkede kriz var, ülke olanakları yetersiz, artık parayla tedavi olacaksınız diyerek birileri bizi kandırıyor  galiba hissine kapıldım. Tabi bu  koylarda, bu trilyonluk teknelerin yanında, üzerine yufka sacı kurulu dört metrelik sandalıyla yatlar arasında  dolaşıp, ekmeğini çıkarmaya çalışan, dünün göçebe yörüğü, bu günün gözlemecisi olan aileleri de gördüm.  Üniversitedeki çocuğunu okutabilmek için çalışmak zorunda olan, bir çıkış yolu olarak, buradaki gezi teknelerinde çalışan meslektaşlarımı da gördüm.

Bu ülkenin bir bir yurttaşı olarak, gördüklerim karşısında ister istemez şunları düşündüm. Ucunda bu ülkenin savunması uğruna ölüm olan ve günümüzde bu sonuçla sık sık karşılaşan bir mesleğin emeklileriyiz. Uğradığımız haksızlıklar ve içine düşürüldüğümüz sıkıntılar nedeniyle isyan eder duruma getirilmişiz. Bu mesleğin, o günlerde, gördüğü her meslektaşına  “9 Ekim’de mitingimiz olduğundan haberiniz var mı?” sorusunu sormak için fırsat kollayan bir mensubu olarak desem ki; senede sayılı günlük saatlik zevkler için kullanılan bu trilyonluk  oyuncakların sahipleri de bu ülkenin yurttaşı biz de. Fazla değil, ülkedeki bu oyuncakların bir iki günlük masraflarıyla bizim şikayetçi olduğumuz konuların bu ülkeye maliyeti karşılaştırılsa  ortaya acab ne gibi bir sonuç çıkardı? Bıçak kemiğe dayandığı için, çok zor durumdayız diye sokaklara dökülmek zorunda kalan bu ülkenin assubaylarının emeklilerine, kendisini muhatap kabul edip “polisler de aç” diye yazı yazan yandaş köşe yazarı bu sonuca ne derdi acaba?

Tüm meslektaşlarımın bayramlarını kutlarım. Mutlu bayramlar…




LUTFEN PAYLASIN
Digg!Google!Facebook!Del.icio.us!Live!Technorati!Yahoo!

15-11-2010 20:29 MEHMET ALİ KILINÇ
15-11-2010 20:29. ..
Okunma Sayısı 947    
Okuyucu yorumları (7)
Ortalama Üye Değerlendirmesi
   (0 Oylama)

Yazan tedbir33
21-11-2010 17:52,
 
ÇÖZÜMÜN AMENTÜSÜ..
Sorunlarımızın çözümüne gelince; 
Bizim içinde bulunduğumuz sıkıntıların tamamen çözüme kavuşturulabilmesi için; 
Daha doğrusu Türkiye'de gelir paylaşımı sorunun çözülebilmesi için; 
Bağırarak, çağırarak, küfrederek, nefret kusarak bir yerlere varılabileceğini; 
Verilecek ianelerin bizlerin, emek ağırlıklı kesimin söküğünü dikeceğini sanmıyorum. 
Bağırıp çağırarak ancak birkaç hassas kulağa belki ulaşabiliriz ama yeterli olacağını sanmıyorum. 
Duyanlar bile acaba ben mevzimi kaybeder miyim diye duymazdan gelecektir.. 
Geniş anlamda çözüm, ulufe dağıtılarak, sadaka verilerek değil, her ne zaman ki toplum düşüncesinde, nasıl ki İslamın ilk şartı "Şahadet Kelimesi" ve imanın şartları ise "Amentü" olduğu gibi en üstte "EMEK KUTSALDIR" ilkesi benimsenirse bizim sorunlarımız tamamen çözülmüş olur...
 
 

Yazan tedbir33
21-11-2010 16:19,
 
MESELE ULVİ Mİ OLMAK SERGEN Mİ MESELESİ
Hayatta önemli olan; 
ULVİ Mİ OLMAK YOKSA SERGEN Mİ? 
Bütün mesele bu. 
Bu yorum bir soru üzerine yapılmıştır. 
Bu gün Ulvi kimdir diye sorsam, çoğunluk bir tv dizisinde komik bir karakter diyecektir. 
Ya Sergen kimdir diyecek olsam, bu da soru mu tabi ki Beşiktaş'ta oynamış ünlü futbolcu diyecektir. 
Meraklıları hatırlayacaktır; burada size sözünü etmeye çalıştığım Ulvi de bir zamanlar Beşiktaş takımında defansta oynayan bir futbolcuydu. 
Yine bilenler hak verecektir, Futbolcu Ulvi, futbol oynadığı dönemlerde, bir sezon boyunca oynanan maçların yüzde doksan dokuzunda, doksan dakika direkt oynar, hiç kadro dışı kalmaz, kırmızı kart görmez, hakkında takımın antrenörüne, yöneticisine kafa tuttuğuna dair gazetelerde haber yer almaz, keza basında maç öncesi gece kulübünde yakalandığına dair hiç haber yer almamıştır, maç sonrası kritiklerinde övgü ve yergi olarak ismi en az anılan futbolcudur. Bu özelliklerine rağmen, döneminin milli takımda da fazla yer almamıştır. Bu görev adamı futbolcu, yıllarca Beşiktaş'ta oynadıktan sonra futbolu yine orada sessiz sedasız bırakmıştır 
Peki ya Sergen? O dönemi yaşayan ve futbola biraz ilgisi olanlar hatırlayacaktır. Yukarıda Ulvi hakkında yazılan bütün cümlelerin sonuna birer olumsuzluk eki ekleyin sayılan. Dört büyükler ve ek olarak daha benim sayabildiğim iki takımda oynayan futbolcu unvanına sahip bir futbolcudur. Ulvi'nin tersine oynadığı takımlarda, en olgun olması gerekli dönemlerinde bile genellikle bir maç yarım yamalak oynadıktan sonra, iki maç bir şekilde takıma girememiştir. Ama bu gün Sergen Sergen'dir, herkes hatırlar ama, Ulvi dendiğinde acaba kimdi, hangi Ulvi'ydi diye herkes şöyle bir düşünür.  
Hayatta Sergen olmak da vardır Ulvi de. Ben gerek ailede kardeşler arasında, gerek yakın çevremde bulunduğum ortamlarda, görev yaptığım süre boyunca bana hep Ulvi rolü uygun görülmüştür. Takımlara Sergen'ler de gereklidir, Ulvi'ler de. Ayrıca Sergen'lerin çok olduğu yerde amaca çok çabuk erişilir diye bir kuralın olduğu da tartışılır..Doğrusu ben de Ulvi olmayı Sergen olmaya tercih ederim. Bilmem anlatabildim mi? Ulvi gibi olmak hem benim tercihim hem de hoşuma gidiyor. Saygılarımla.
 
 

Yazan aerme
20-11-2010 18:07,
 
yandaş
Sayın Kılınç, asıl yandaş subaylar ve Genelkurmay'dır. Bunu da açıkça yazın artık.
 
 

Yazan MÜCADELE
18-11-2010 17:18,
 
...
Şiir tadındaki yazını okumak büyük bir keyifti. Duygularınızı aynı yoğunlukta paylaşıyorum. Sağlıcakla kalın.
 
 

Yazan Hüseyin SAVCI
16-11-2010 09:40,
 
...
Sevgili Ağabey, 
Bir kaç kez gittiğim AKSAZ kampını sizin kaleminizden okumak ve tanımak çok güzel. 
O süslü yatlardaki cici beyler inanın sizin-benim tattığımız zevkleri tatmamışlardır. Onlar keklikleri bilmezler, kızıl şahin olsa olsa onlar için tekne adıdır. Onurlu bir görevi şerefle tamamlayıp, alın teri ile kazanılmış ekmeği yemenin tadını da bilmezler.  
Elinize, kaleminize sağlık...
 
 

Yazan Erdal GÜNŞER
16-11-2010 08:15,
 
zevkle okudum.
Sayın Kılınç birden aklıma şu dörtlük geldi. 
Bu vatan toprağın kara bağrında, 
Sıra dağlar gibi yatanlarındır. 
Bir tarih boyunca onun uğrunda, 
kendini tarihe verenlerindir. 
Acaba şair bugün yaşamış olsa bu dörtlüğü biraz komik kaçacağı düşüncesiyle kaleme alırmıydı? Artık vatan millet tarih toprak diyen kaç kişi kaldı TV programlarında yüksek rakamlar alan Sayın Nihat Genç ve Sanatçı Volkan Konak gibi vatandaşlarımız dışında... 
Sahillerdeki milyarlık otelleri ucuz turistlerle doldurup nimetlerimizi sudan ucuza peşkeş çekerken, devletten aldığı teşviklerle krallar gibi yaşayan adama turizmci deniyor.  
Size yaşanan şatafat ve orantısız zenginliğin bir örneğini vermek istiyorum. Düşünün bir kere, TED kolejleri artık belirli başlı ilçelerde de açılmaya başlandı. Bu paralı kolejlerden sadece birinin ismi. Bu eğitim kurumları fakir çocuklarını izole etme görevi de görüyor. Ana sınıfından başlayan bir şekilde eğitim veriyorlar. Yıllık ücreti 12.000TL artı yemek ve ulaşım parası. İlköğretimdeyken fakirin yaşam tarzını görmekten arındırılmış bir yaşam süren insan anlar mı bizim durumumuzdan? Tabii ki yatlar katlar alıp birbirlerine caka satma kültüründe yaşayıp gidecekler.  
Zenginle fakirin tek birleştiği yer biraz sınırlı da olsa TSK idi. Yaşadıkları şatafatlı hayat bu dönemde biraz şişe ağzı gibi daralıyor sıyrılan sıyrılıyor sıyrılamayan da paşa paşa askerlik yapıyordu. Çoğumuzun birliklerinde zengin çocukları vardı. Artık kalmayacak. Paralı askerlik mevzuatında onlara da bir kolaylık oluşur. Zengin çocukları için oluşturulmuş askerlik mekanları artık artan zengin sayısıyla birlikte az geliyordu. Bunlar olup biter. 
Sonra sizin dolaştığınız koylar aklıma geldi. Oralarda keklikler varmış, oralarda yaban domuzları, tilkiler, kurtlar varmış. Bu bizim bakış açımız. Oralarda yatları bulunanlar bu güzellikleri sayarken bir de oralarda dolaşan bizleri sayarlar. Çok sempatik, uysal, kanaatkar insanları da var derler. Ne de olsa dünya onlar için küçük bir köy. Bizim için ise bir Marmaris'e gitmek olay... Ama memleketimde insan çok. İnsan manzaraları da. Sanki herkese şu hayatta bir rol verilmiş. Bizim rolümüz de belli. TV'de seyrettiğim Arka sokaklar dizi filminde kısaca özetlemiş bizim rolümüzü. Dizi filmin bir bölümünde bir Jandarma başçavuş görev yapıyor. Tüm polisler insanlar için göğüslerini siper edip ateşe atılırken, filmdeki kısacık başçavuş rolüne biçilene bakın. İlk sahne; asker geliyor. Karnım ağrıyor revire çıkmak istiyorum diyor. Gazdır birazdan geçer diyor başçavuş. Asker mağdur bir yüz ifadesiyle yanından ayrılıyor. Sonra ikinci sahne geliyor. Asker telefonda konuşurken bir başka asker geliyor Başçavuş çağırıyor diyor. Dikkat edin Başçavuşum değil Başçavuş... Telefondaki asker de bıkkın bir ifadeyle .... Başlayacağım şimdi başçavuşuna.... 
 
Yenilerinde buluşmak üzere yazınız için teşekkür ederim.
 
 

Yazan Ersen Gürpınar
16-11-2010 00:38,
 
Önce kendimize saygı
Değerli kardeşim, Yüreğine kalemine sağlık;  
Ben personelci olmanın avantajı ile birkaç kampa katıldım bu kamplara katıldığım zaman subay bölümü assubay bölümü keşif yapar ardından da tüm kamp boyunca sinirimden tatili burnumdan getiririm.  
İftiharla söyleyebilirim ki AKSAZ kampı tam insana saygı ilkesi göz önüne alınarak yapılmış subay assubay bölümü ayrı ama ayrıcalık yok bunu gerçekleştiren eşitlikten bile mutlu olmamızı sağlayan adil,yürekli komutanlara saygılarımı sunuyorum.  
 
Haklarımız konusunda bazı arkadaşlarımız duyarsız,bazılarımız için varsa yoksa kişisel menfaat bazılarımız umutsuz, çünkü bu ülkede ezilenler önce kendi aralarında düşman ediliyor sonra milliyetçilik ve din duyguları ile susturuluyor.  
 
Bizler çok şey mi istiyoruz? Başkasının hakkında gözü olanın gözü çıksın ama bizim hakkımızı gasp edenin de yediği burnundan gelsin.  
TSK'yı eleştirenlerin bile bizim sorunlarımızı dile getirmediğini düşünürsek mücadelemiz çetin önümüzdeki yol uzun ama tünelin içindeki ışığı görmeliyiz. Başarmamak için hiçbir neden yok çünkü haklıyız çünkü tek isteğimiz ADALET-EŞİTLİK-İNSAN ONURUNA SAYGI !..  
Uzun yorumum için özür diler bu vesile tüm meslektaşlarımın bayramını kutlarım.
 
 
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.
Sonraki >